CÜNEYT ARKIN FİLİMLERİ RESİMLERİ HAYATI

 

Cüneyt Arkın / Aktör (d. 1937, Eskişehir)

Asıl mesleği tıp doktorluğudur. Türk sinemasında en çok baş rol oynayan aktördür. asıl adı "Fahrettin Cüreklibatur" Sinema ile tanışması bir derginin 1964 yılında açtığı yarışma ile odu. Cüneyt Arkın çevirdiği karete filmleriyle, polisiye filmleriyle tanılır. 1976 yılında "Şahin" filminde ilk yönetmenlik denemesini gerçekleştirdi. Cüneyt Arkın çevirdiği Malkoçoğlu, Kara Murat filmleriyle sinema izleyicilerinden tam not aldı ve bu filmleri günümüzde bile büyük bir sevgiyle izleniyor. Oysa o dünyayı kurtarmaya soyunmadan önce, Türk Sineması'nın yakışıklı jönüydü.

Ve bir gün sıkılıp, hareketli filmlerde rol almak istedi. 1961 yılında Hülya Koçyiğit'le birlikte çevirdiği "Sevgim ve Gururum" adlı filmde oynadığı yakışıklı zengin adm ile geç kızların vazgeçilmez jön'ü oldu. Bu filmin ardından Silahlı Paşazade, Çıtkırıldım, Hepimiz Kardeşiz filmleri izledi.

1964'te "Hepimiz Kardeşiz" de bilinçli bir köy öğretmeni oldu. Aynı yıl, "Gözleri Ömre Bedel" de ise Türkan Şoray'la başrollerdeydi. İleride de pek çok filmde üstleneceği rolü, oynuyordu ünlü bir bestekar...Her yıl, Şoray'la bir film geldi. 1965 "Sürtük". Aynı yıl, "Kırık Hayatlar" da başarılı bir doktor. 1966. "Fakir Bir Kız Sevdim". 1968'de çevirdiği filmlerden "İlk ve Son" büyük beğeni toplar. Aynı yıl yine Şoray'la "Artık Sevmeyeceğim" i çevirir. Türkan Şoray'la çevirdiği pek çok filmde olduğu gibi yine piyano başındadır ve bestakardır. Ertesi yıl "Aşk Mabudesi" nde yine Arkın-Şoray vardı. 1970 "Arım Balım Peteğim" . Aynı yıl, yine Şoray'la "Hayatım Sana Feda " . Fatma Girik'le çevirdiği "Murat ile Nazlı" da gerçek mesleği doktorluğu oynar.1971 yapımı "Küçük Sevgilim" de , Filiz Akın'la birlikte oynarlar. Hülya Koçyiğit'le çevirdiği "Adını Anmayacağım". Fatma Girik ile "Gönülden Yaralılar" ı çevirir.1970'lerin ikinci yarısında Malkoçoğulları, Kara Muratlar çevrilir. Zaman zaman da "Mağlup Edilemeyenler" , "Komiser Cemil" gibi filmlerle,gelir. Arkın bir süre TGRT'de Babacan isimli bir haber program yaptı. Sanatçı aynı kanal için Karatecan isimli bir dizide de rol aldı. Cüneyt Arkın şimdi 64 yaşında ve günlerini yeni projeler üreterek ve resim çalışmaları yaparak sürdürüyor.

[Resim] 1937 yılının Eylül ayında Eskişehir' de doğdum

[Resim] 1937 yılının Eylül ayında Eskişehir' de doğdum. İlk anılarım ablamın melankolik şarkıları, babamın akşamüstleri bahçeyi sularken içtiği rakıya karışan kızgın toprağın, güneşin ve çiçeklerin kokusu oldu. Annem topuklarına kadar uzun saçlı bir kadındı ve gizli gizli ağlardı. Biraz daha büyüyünce günlerim çiftlikte geçmeye başladı. Toprağa karışmış kalın tenli, kaba, kara, büyük elli kadın ve erkekleri seyrederdim tarlalarda. Akşamüstleri bir rüzgar uğuldardı kulaklarımda. Uçsuz bucaksız ovadan geçen treni karma karışık özlemler, korkular, isteklerle beklerdim. Bu benim ilk yalnızlık duygumdu. Ve sonra hep yalnız kaldım. Tabiatı unutulmaz bir şekilde gözledim. Unutamadığım şeylerden birisi kırlangıçlardı. Onların yuva yapışlarına hayran kalmıştım. Erkek ve dişi kırlangıç, çamuru yutuyorlar. Bunu salgılarıyla birleştiriyorlar. Çalı parçası getiriyor biri, O salgıyla buluyorlar. O yuvanın yıkılmasına imkan yoktur! Bir diğer özellik de kırlangıcın yavrularını yine at kıllarıyla yuvaya bağlamasıdır. Onların yavru kaybetmeleri hemen hemen imkansız gibidir. Sonra bu yavrulara uçmayı ve yaşamayı öğretmeleri de çok müthiştir.

... anam beni Eskişehir Necatibey İlkokuluna yazdırdı. Ne korkunç, diye mırıldanıyordum kendi kendime. Beni topraktan ayırmaya hakkı yok diye geceleri şehirden kaçıp, büyük ırgat ateşleri arasında uyuyordum. Bu anamı üzüyor, babama kıvanç veriyordu. Bir erkek okuyup da ne olacaktı ki. Yine de ilkokulu normal bitirdim. Zaten ders kitaplarından çok kimsesiz çocuk romanlarıyla, taşı toprağı altındır diye İstanbul'a kaçan ve adamı topuğundan vuran canilerin hikayelerini okumuştum.

Çocukluğumun unutulmayan hatıralarından birisi de kış geceleri dinlediğim menkıbelerdi. Daima kahramanlık üzerine idi. Tabii şimdi kelimesi kelimesine hatırlayamıyorum. Beyaz ve kanatlı bir atı olan bir kahraman hep vardı. Ve dünyanın neresinde olursa olsun bir sıkıntısı, acısı olan insanlara yardıma koşardı. Temeli bu idi bu menkıbelerin. Belki bir çoğu da bizim destanlarımızın yeni şartlara uydurulmuş versiyonlarıydı. Mesela Deli Dumrul'u dinlediğimi çok iyi hatırlıyorum. Ve Battal Gaziler, Köroğlu hikayeleri... O yaşlı kadınların inanılmaz muhayyilesinde yeni bir biçim kazanarak aktarılan müthiş menkıbeler. Babamın aldığı, Hazreti Ali'nin cenklerini anlatan kitaplar. O çocuk yaşımda, benim de zülfikar gibi bir kılıcım olmasını isterdim. Kuran-ı Kerim ve mevlid okunur, yaşlı


 

Yorum Yaz